1 Kişi ve 3 Kişi Anlatımı Nedir? Bir Anlatıcı Seçiminin Gücü Üzerine
Günlerden bir gün, ofiste yine yoğun bir günün ardından eve geldim. Yorgunum, biraz rahatlamak için bilgisayarımı açtım ve bir yazı yazmak için oturdum. Ama birden aklıma geldi: “1 kişi ve 3 kişi anlatımı nedir?” Gerçekten, edebiyatın ve yazının temel taşlarından biri olan bu anlatım türlerine ne kadar hakimim? Düşünmeye başladım ve fark ettim ki, bir anlatıcıyı seçmek, ne kadar basit gibi görünsede aslında metnin tonunu, okurun algısını ve hikayenin ruhunu tamamen değiştirebilir. Bu yazımda, anlatıcı bakış açılarının gücünü, geçmişten bugüne nasıl şekillendiğini ve yazarlık perspektifimde nasıl yer ettiğini keşfedeceğiz.
1 Kişi Anlatımı: İçsel Bir Yolculuk
Öncelikle, “1 kişi anlatımı” dediğimizde, aklımıza gelen ilk şey genellikle birinci tekil şahısla yazılmış eserlerdir. Yani, “Ben” diye başlar ve hikaye bizim gözümüzde bir karakterin iç dünyasında şekillenir. Bu bakış açısı, çok kişisel ve duygusal bir anlatım sağlar. Kendimi bu anlatıcıyla çok rahat hissediyorum. Mesela geçen gün, arkadaşlarımla bir kafede otururken, birinci tekil şahısla anlatımın ne kadar etkili olduğunu düşündüm. Şöyle anlatıyordum: “Birkaç dakika sonra ne yapacağımı bilmeden masadan kalktım. Havadar bir sokakta yürümeye başladım. Yavaşça, ama kararlı bir şekilde… Bu yürüyüş, bana her şeyi unutturuyordu.” Hızla okuyucu o anı benimle yaşıyor gibi hissediyor.
1 kişi anlatımı, karakterin gözünden olayları ve duyguları gözler önüne serer. Yazar, karakterinin içsel dünyasında neler olup bittiğini en ince detayına kadar aktarır. Bu anlatım, okuyucuyu karakterin düşüncelerine ve duygusal durumlarına derinlemesine sokar. Bazen iyi gelir, bazen de sıkıcı olabilir. Mesela geçenlerde okuduğum bir kitap, başından sonuna kadar birinci tekil şahısla yazılmıştı ve karakterin sürekli olarak “Ben şunu düşündüm, bunu hissettim” demesi biraz bunaltıcı olmuştu. Ama işte bu, tamamen anlatıcının tercihine bağlı. Her şey o tek kişiyle ne kadar güçlü bağ kurabildiğine bağlı.
3 Kişi Anlatımı: Birçok Perspektif, Farklı Dünyalar
Gelelim 3 kişi anlatımına… Şimdi düşündüm de, bu türde bir anlatıcı olmadan bir hikaye yazmak gerçekten zor olurdu. 3 kişi anlatımı, yani üçüncü tekil şahısla yazılmış metin, en yaygın kullanılan bakış açılarından biridir. Burada, anlatıcı, genellikle bir dış gözlemci rolündedir ve hikayeyi hem karakterin içsel dünyasından hem de dışarıdan, objektif bir bakışla aktarır. Bu bakış açısı bana her zaman biraz daha geniş bir alan sunmuş gibi gelir. Mesela geçenlerde bir grup arkadaşımla çıktığım tatilde, birinin gözünden her şey çok farklıydı. “Ayşe, sıcak havaya rağmen gülümseyerek yürüyordu. Ahmet ise bir köşede, hemen her şeyden rahatsız olmuş gibi duruyordu.” Burada, tek bir karakterin gözünden değil, birden fazla kişinin içsel dünyasından yola çıkılıyor ve her birinin perspektifi çok daha farklı oluyor.
Bu anlatım tarzı, okuyucuya olayların ve karakterlerin farklı yönlerini gösterme imkanı sunar. Özellikle çok sayıda karakter barındıran hikayelerde oldukça faydalıdır. Birden fazla bakış açısına sahip olmak, hikayeyi daha zengin ve karmaşık kılar. Mesela “Game of Thrones” dizisini düşünün. Her bir karakterin bakış açısına tanıklık ettiğimiz için, hikaye çok daha katmanlı ve ilgi çekici hale geliyor. Burada, anlatıcı sadece bir karakterin zihnine girmiyor, birden fazla karakterin ruh halini ve gözlemlerini paylaşıyor.
1 Kişi ve 3 Kişi Anlatımı Arasındaki Farklar
Peki, bu iki anlatım türü arasında ne gibi farklar var? 1 kişi anlatımında, olaylar sadece bir kişinin gözünden anlatılırken, 3 kişi anlatımında hikayenin her yönünü farklı açılardan görürsünüz. Yani, birinci tekil şahısla yazıldığında daha fazla duygusal bağ kurabiliyoruz, çünkü tüm hisleri, düşünceleri, aksiyonları o karakterle birlikte yaşıyoruz. Ama üçüncü tekil şahısla anlatıldığında, olaylar daha geniş bir perspektiften aktarılır ve bazen bu, karakterlerin iç dünyasına ne kadar girdiğimiz konusunda biraz mesafe yaratabilir.
Mesela bir gün bir yazı yazarken, ben de bu ikisi arasında kararsız kalmıştım. 1 kişi anlatımının bana daha samimi geldiğini düşündüm. Ama sonra, üçüncü tekil şahısla daha geniş bir alan ve farklı bakış açıları ekleyebileceğimi fark ettim. İşte bu, her yazının ve her anlatıcının özelliklerine göre değişir. Bazen birinci tekil şahıs çok güçlüdür, bazen ise üçüncü tekil şahıs daha etkili olur. Hangi bakış açısını seçeceğiniz tamamen anlatmak istediğiniz hikayeye bağlıdır.
Bir Yazara Anlatıcı Seçimi Nasıl Etki Eder?
Geriye dönüp baktığımda, iş hayatımda da bazen bu anlatım tarzlarının etkisini hissediyorum. Verilerle uğraşıyor olmak, aslında bir tür “bakış açısı” seçmek gibi. Hangi veriyi seçiyorsanız, hangi bakış açısıyla sunuyorsanız, herkes aynı sonuçları almaz. Yazarlıkta da, birinci tekil şahısla mı, yoksa üçüncü tekil şahısla mı anlatmak istediğinize karar vermek, yazınızın tonunu ve etkileşim gücünü belirler. 1 kişi anlatımı, duyguları derinlemesine ele almak için mükemmelken, 3 kişi anlatımı daha geniş, daha farklı bakış açıları ve çok katmanlı bir yapı sunar.
Sonuç Olarak
Yazarken, anlatıcı seçiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha fark ediyorum. 1 kişi ve 3 kişi anlatımının farklı özellikleri, metnin ruhunu ve okuyucu ile olan ilişkisini farklı şekilde şekillendiriyor. Bir tek kişinin zihnine girmek, o karakterin dünyasını en derinden hissetmek, o karakterle birlikte düşünmek… Diğer yandan, birden fazla karakterin perspektifinden dünyayı görmek de oldukça zenginleştirici. Yani, her iki bakış açısı da kendine has avantajlar sunuyor. Önemli olan, hangi bakış açısının hikayenize daha uygun olduğuna karar vermek. Bu, yazınızın nasıl hissedileceğini ve ne kadar etkili olacağını belirler.